Uğur's profileWWW.UGURBAYSAL.COMPhotosBlogListsMore Tools Help

Uğur BAYSAL

Occupation
Location
ugurbaysal.com
ugurcanfm.xm.com

Sayaç

Hit Counter

WWW.UGURBAYSAL.COM

ETME

ETME

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme. 
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme. 

Ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için 
Bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, etme. 

Ey, makamı var ve yokun üstünde olan kişi 
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme. 

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan 
Sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme. 

Şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize 
Sen zehri o şeker, şekeri zehrediyorsun, etme. 

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı 
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme. 

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer 
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme. 

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil 
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

MEVLANA

“Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!”

‘Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.

Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun ona “Anneciğim, annler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü, “-ya gelmezse, ya izin alamadıysa.” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti. 

Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı.. Telaşlı halini gören eşi, sorup durmuştu;” Bu telaşın niye?” diye ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın; “-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünmüştü. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.

Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; “-Gelemiyorsan, bir telefon et bari, ‘anneciğim’ de..” İçinde sıkıntı artmaya başlamıştı; “-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile.Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh.. yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceksem…” 

Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu. “-Gelmeyecek, telefon bari etse..” diye düşündü istemeye istemeye. “-Sesini bari duymuş olurum”. Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı., ekranına baktı, arayan oğluydu.

Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı.
 
Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?
Açtı telefonu ; -Alo..

-Alo, nasılsın anneciğim?

-Sağol yavrum, sen nasılsın?

-İyiyim anneciğim.

-Ne yapıyorsun, işler nasıl?

-Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.

-Öyle mi yavrucuğum.

Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu, ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;

-İzin aldın mı yavrum?

-Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.

-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?

-Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.

-Sen sen.. bunun için izin almadın mı?

-Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.

Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı . -Öyle mi, nasıl biriymiş bu?

-Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.

-Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur. 

-Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?

-Dışardaydı yavrum. Hah.. kapı çalıyor, sanırım baban geldi.

-Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.

-Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.

Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.

Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun “-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi.
Oğlu; “-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
 
Ahmet Ünal ÇAM
 
Eminim şimdi bu yazıyı okuyan , bir sürü kişinin yüzünde , ic burukluguyla baslayan tatlı bir tebessüm vardır.
Bizde bu yıl bize yakısanı yapalım ; parayla pulla asla degismeyen evlat sevgisini , annemize en güzel haliyle sunalım ...
cunku onları en cok mutlu edecek olan ; bizim vefamız ..
 
Tüm annelerin anneler gününü kutlarım ...

Kendine iyi bak' derler, kurşunu kafana sıkıp giderler


“Kendine iyi bak” bir “veda” değil “elveda” cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde…
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”
“Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.”
“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. “Kendine iyi bak” derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, “kendine iyi bak” derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.
Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. “Bitti” diyemedikleri için, “kendine iyi bak” derler. “Kırıldım ve affedemiyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. “Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım” diyemedikleri için kendine iyi bak derler. “Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
“Kendine iyi bak” bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. “Kendine iyi bak” deme bana. Nokta koyma.
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile… Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani  eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden…, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?…
Peki o zaman… Senin istediğin gibi olsun… Öyleyse…Sen de “Kendine İyi Bak.”
“Kendine Iyi Bak” derler, kurşunu kafana sıkıp giderler.

Seni Buldum ya....

Bir meçhul aleme giderken dünya
Belki bir gerçegiz belki de rüya
Seni buldum ya
Olsak da hem gerçek hem rüya

Ask midir bu bilemiyorum
Sanki sensiz yasamiyorum
Sevdim ama diyemiyorum
Sensiz olamiyorum

Dünyaya yeniden gelmis gibiyim
Dünyami askina vermis biriyim
Sevince bir baska oluyor insan
Bir ömrü bir anda tatmis gibiyim

Ask midir bu bilemiyorum
Sanki sensiz yasamiyorum
Sevdim ama diyemiyorum
Sensiz olamiyorum

Bir Erkek Gidince...

 

Bir erkek gidince;

Kentin tüm yolları çökmüş,
Dağları yan yatmış gibi olur.
Bir erkek gidince,
Raflarda kalır dizi dizi kitaplar,
çekmecede dosyalanmış evraklar,
ödenmiş senet koçanları, su, elektrik faturaları, banka dekontları,
maaş ekstreleri, taksit tarihleri, kalın bir defter içinde doğum günleri,
baş başa çekilmiş gülen resimler,
telefonlar, görüşme günleri, araba anahtarı, cep telefonu, dizüstü bilgisayar,
Boynunu büker kalır.

Bir erkek gidince;
Susar dış kapının gürültüsü,
Kahvaltı için ekmek almaya, gazete getirmeye giden olmaz.
'Gelince ne gerekli? ' diye telefon eden,
'Hazırlan, akşam gidiyoruz' diyen,
'Boyunbağım nerede? '
'çoraplarım yıkanmamış mı? ',
'Hani beyaz gömleğim? ',
'Anahtarımı unuttum! ',
'Sahi, saatim evde mi kalmış! '
'Evlenme yıldönümümüz dün müydü? ' Sesleri eksilir..

Bir erkek gidince;
Ev kapanmaz ama ışıkları söner, karanlığa gömülür..

Bir erkek gidince bir evden;

Bir dede,
bir baba,
bir oğul,
bir ağabey,
bir dayı,
bir amca,
bir kuzen,
bir yeğen,
bir torun,
bir delikanlı,
bir sevgili,
bir yiğit,
bir savaşçı,
bir barışsever,
göklerden bir kartal,
ormandan bir aslan,
bir günün aydınlık kısmı,
beynin yarısı,
mevsimlerden yaz olanı,
kolun iş göreni,
ayağın adım atanı kesilir.

Kısacası;
bir erkek gidince yatağın yarısı buz kesilir..

bir-kadin-gittiginde

KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde 'yetim-öksüz' kalan çok olur:
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker 'sarıkız'.
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.
Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.

Sözcükler yetim kaldı.
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki 'Dikkat et...' duyulmaz, annesi gitmiştir 'geç kalma'nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok 'yetim' bırakmıştır arkasında.

(Alıntıdır)

Altın Öğütler

Aklını kullan iyice tanımadan hiçbir insana bağlanma. 
Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun. 
Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma. 
Güvenmediğin biriyle asla flört etme. 
Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme 
İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil. 
Kimseye yalvarma. 
Asla dönüp de arkana bakma. 
Sır tutmasını bil. 
Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma. 
Dostlarını asla sevgilin için satma. 
Hak ettiğin sevgiyi alamadığında kendini üzme, sorun sen değilsin. 
Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut. 
Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama. 
Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et. 
Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma. 
Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme. 
Kendini öven insanlardan kaç. 
Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma. 
Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma. 
Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma. 
Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama. 
Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma. 
Kendini sev. 
Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma. 
İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil. 
Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme. 
Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme. 
İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma. 
Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme...

Uğur böceğimi gönderiyorum....

Hani ince bir hüzün duyarsın kimi zaman
Sarkılar daha bir dokunaklıdır.
Ve sanırsın ki hiç kimse yok elinden tutan
Oysa her sözün her hüznün ardında ümitler gizlidir.
Bulutların ardındaki günesler gibi
Yagmur sonrası çıkan gökkusagı gibi
Ve unutma sevgi gibi,dostluk gibi,ask gibi
Eger bir gün yalnızlıklar duyarsan
Inceden yaslar süzülürse yanagına
Ve unutuldugunu sanıp bir sızı baslarsa yüreginde
O zaman gökyüzüne bak.
Bulutların ardındaki günese,
Çalıların ardındaki çiçege
Bırak pencerelerinden yagmur dolsun içeriye
Ve aç avuçlarını
Sana ugur böcegimi gönderiyorum,
Avucuna konsun diye...

kurumus coktan...toplanmis ASK..!

Giderken sen..

Çıkartıp kalbimi gidişinle...


Asmıştın bir çamaşır ipine...

Şimdi mandallar boş...
 
İçimde...
 
Çamaşır ipinde mandallar...
 
Kurumuş çoktan...
 
Toplanmış AŞK...
 
YaReNSiDe

Gün Hüzün...

 

Gün Hüzün

 

Kapkaranlık bir ten rengi. Yazılmış beyaz, ıslak kumsallara ismi ve yanmış yufka kalınlığında bir dalga tarafından da silinmiş yarısı. Kumsallar olunca her birisi tanecikli insan sevgisi; kucakladık, avuçlarımızın kavrayabildiği kadarını. Nemli, tuzlu ve sımsıcak hissettik; her şeyi ve herkesi özlettiren heveslerimizi. Fakat yalnızdık sonucunda en az bir dost tarafından terk edilmek kadar.

 

Bir gün eğer, bu kumsalda son bulacaksa hayatım, bedenim çürüsün gitsin bir eko denge içerisinde. Sırtıma da dokunmasın hiçbir hırka ve “çırılçıplak bir geçmişi vardı” denilsin. “Hiçbir aşka laik olamadı; ama çarptığı kayalara yar olmak için yaşadı” denilsin. Hissedildiği için söylensin her şey. Kimse yapmacık bir iç geçirmesin kendi kendine. İşte; oldu, bitti ve gitti denilsin.

O gün belki de yaşanmayacak hiçbir sevinç. Buna da alışık olmalı artık insanlar. Ya da; olsun bitsin ve gitsin.

Her şeyin bittiği o an:

Kulağımda zavallı olmayan, doğu çocuklarının Kürtçe zılgıtları kopar, Yüksekova’nın yamaçlarından. Yaşamı boyunca hiç olmadığı bir yerde hissettiriyormuş meğer her biri. Yokluğun varlığa yenik düştüğü –bende hiç olmadığı- bozkır oluyormuş hep hayaller. Hâlbuki bende bakmıştım tadına esmer bir toprağın.

Tarihim kadar acı verici bir durumdu fakat sahiciydi. Kendi mezar taşıma, adımı kazır misali acizim ve korkmuyorum işte yiğitçe. Yalan söylemiyorum; yoksa bu zelillik neden?

                          

Sanki bir kahroluş gibi yüreğimde her şey ve doğru. Hiçbir insan istemiyorum ve yanımda da mutluluğu. Saçmalıklarla dolsun varsın; her aşk, her hayat ve edebiyat. Zaten ne diye saygınlıkla dolmuş ki kapak misali açılıp içimiz. Hep karanlık da olsun istemiyoruz hani. Sokak lambalarına defalarca gelip çarpan kelebekçiklerde olmayalım elbette. Gök kubbede bir tadımlık mavi renk olalım bu bize yeter. Yinede, sevilecekse eğer bir kırmızı umut; sevelim sonuna kadar. Nasıl olsa sonu yok bu serüvenin(?)

                             *                            *                                  *

 

“Koşa koşa oldum bir hal-i ben. Akıl yitirdim sandım, divane olamadım.” Mevla’yı aramaya koyulan bir Yunus değilmişim aslında. Sadece boş reçel kavanozlarına ekmeğimi “belki biraz daha” diyerek daldırmışım. Baktım olmuyor:

—bu sancı niye?

Sonra da başladım ne varsa sövmeye. Duvarlara astığım manasız fotoğrafları deliler gibi dövmeye. Yoruldum, sustum, oturdum ve ağladım. “Yalnızsın” dedim kendi kendime. Bağır bağırabildiğin kadar ve sesini duyabilene aşk olsun. Beyninde kurcaladığın sözcükleri de çarptırma sağa sola.

Çıkar dışarıya, dökülsün ortaya her şey ve yırtılsın perdesi hicazın. Altlarda karanlık bir kuyunun dibinde kıvranmaktasın sen. Yor kalbini bu gerçeğe ve yürü vaat edilmiş, tertemiz, kirlenmemiş ama karanlık geleceğine…

                         *                                  *                                          *

 

Bekleyeceğim bu treni. Evet! Gitmeliyim selamlamaya muhakkak herkesi, son yolculuğumda. M. Akif’ i, Necip Fazıl’ı, Nazım Hikmet’i, Attila İlhan’ı ve Erzincanlıyı. Eğilmeliyim önlerinde her birinin. Zaten başka kim neylesin ki; aşkı, hayatı ve edebiyatı.(?) Fazlada derince düşünme. Bir dua oku hadi kendin için. Nasıl olsa her şey oldu, bitti ve gitti.

Sen sağlam bir kale değilsin, anla artık. Yoksa bu gün bir isyana maruz kalır mıydın? Terhis et ordularını, kavuşsun herkes özgürlüğüne. Senin krallığın istenmiyor hiçbir yerde. Kimseye kırmızı bir damga vurmaya da hakkın yok zaten. Her şeyi bırak, ne varsa. Onlarda akıp gitsin musluklardan, ulaşmak istedikleri yerlere. Sen yine de son bir umut aç ellerini ve dua et kendin için. Günahkârlığının son kurtuluş kapısı aralansın. Çaresizce dönüp tekrar bakma arkana (insanlara). İstemiyorsun hiç birini ve istenmiyorsun işte. Saklayamazsın daha fazla “ var olmadığını ve aslında bir hiç” olduğunu. Elinde değil artık hiçbir şey ve yapabileceğin bir hamlen bile kalmadı. Çünkü oyun, senin bile hiç bilmediğin bir yerden bitti bu sefer. Ne hicazdan bir ses kaldı ne de krallığından bir eser. Hadi; bu gerçeğe de yor kalbini.

 

Şimdi, yapabileceğin en güzel şey; sessizce taşlarını topla, masayı temizle, ceketini askıdan al, ışığı söndür ve bu güne veda et. Böyle olmasını hiç istemediğin gibi oldu her şey nasıl olsa…

(Alıntıdır)

iste ask budur...

Image Hosted by ImageShack.us

için rahat olsun...

img399/5186/yazi11ci1.jpg 

Ölüm

olum kopya

Yok

516216145_3c53d7e228_b

katığı yok hayatın
gözyaşının düğümlendiği boğazdan geçmesi için
sıcak şarap gibi belkide yakıcı yaşarken tüm yutkunmalarda
katığı yok acıdan başka...
ve birleşirken anlar zamanı doğurma gayretinde
akrebin yelkovana
yaşımızdaki rakamların
gözyaşımıza faydası yok...
katığı yok yalnızlıkların

gece tararken saçlarını yeryüzüne doğru
karanlığında düşen çiğlerin
yeşerecek güne
ve artık yeşermeyecek yüreğe
faydası yok...

Bedia

image001
Rasim, bir aksam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, su satırlar yazılıydı:
'Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzağa seven bir genç kızım. Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafınızdan sevilmek ve sizin kariniz olmaktır. Fakat yaşlarımız çok küçük olduğu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Şimdilik kendimi size tanıtmayacağım. Mektuplarınızı ..... adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassıp bir beybabam vardır ki, çok az sokağa çıkmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün ayaküstü görüşebiliriz. Kendimi şimdiden sevgiliniz ve nisanlınız saydığım için sizinle görüşmeyi fena ve ayıp bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canim sıkılıyor. Mektuplarınız benim için bir teselli olacaktır.'

On altı yaşına gelmiş her okul çocuğu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli bir şey yoktu. Bu mektubu okur okumaz yüreğine bir ateş düştü. Tanımadığı bu kızı deli gibi sevmeye başladı. O gece sinemaya gidecekti, vazgeçti, erkenden odasına çekilerek kendisini seven bu genç kıza uzun bir mektup yazdı. Mektubu posta kutusuna attığı zaman birdenbire on yas büyümüş gibi gurur duyuyordu.
İsminin Bedia olduğunu söyleyen bu genç kız, Rasim'in mektuplarına düzenli olarak cevap veriyor, eğer bir iki gün geciktirecek olursa kıyametleri koparıyordu.
'Sizi ne kadar sevdiğini ve sizin mektuplarınızdan başka tesellisi olmadığını söyleyen bir zavallı kızın gözlerini yollarda bırakmak doğru olur mu? Hem mektuplarınızı çok kısa yazıyorsunuz. Bir rica daha: mektuplarınızı biraz okunaklı yazıyla yazamaz misiniz?'
Genç okullu, akşamları erkenden odasına kapanıyor, sevgilisine kendini beğendirmek için saatlerce müsveddeler yaparak, kitaplar gibi uzun mektuplar yazıyordu.
Bedia ayni zamanda meraklı bir kızdı. Bazen söyle sorular sorduğu da oluyordu:
'Evlendigimiz zaman balayımızı geçirmek için acaba İtalya'ya mi gidelim, İsveç'e mi? Bu iki memleket acaba nasıldır? Halkı nasıl yasar ne iş görür? Oralara gitmek için hangi denizlerden hangi memleketlerden geçilir?' Yahut da 'Sen Abdülhak Hamit Bey'in Esber'ini okudun mu? Nerelerini en çok beğendiysen yaz da ben de okuyayım...
' Genç okullu, nişanlısına karşı küçük düşmemek için, coğrafya ve edebiyat kitapları karıştırıyor, onun istediği bilgiyi toplamak için günlerce çırpınıyordu.
Bedia bir mektubunda ona söyle darıldı: 'Sizinle muhakkak görüşmeye karar vermiştim. Dün okul dönüşünde yolunuzu bekledim. Fakat bir genç kızın sevgilisi olduğunuzu hatırlamamış, çok fena giyinmiştiniz. Üstünüz başınız, ayakkabınız çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaşlarınızla mı boğuştunuz acaba? Bunu görünce sizi mahcup etmekten korkarak yanınıza gelemedim.'
Rasim fena halde utandı ve üzüldü. O günden sonra olağanüstü dikkat ve özenle giyinmeye başladı. Bedia bir kere de onun okuldan çıkar çıkmaz eve gitmemesinden, geceye kadar sokakta dolaşmasından şikayet etmişti. Acaba kendisi evde onun için ağlarken, o, başka kızların pesinde mi geziyordu?
Rasim dünyada Bedia'sindan başka hiçbir kızı sevemeyeceğini yeminlerle yazdı ve sokakta dolaşmaya, tesadüf ettiği kızlara göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemez oldu. Bir aksam, Rasim'in annesi Nedime Hanim kocası Ahmet Beyi matemli bir çehre ile karşıladı, ağlamaklı bir tavırla:
'Ah Bey, başımıza gelenleri sorma. Oğlumuza Bedia isminde bir kız musallat olmuş. Bugün Rasim'in odasını düzeltirken mektuplarını buldum. Evladımız elden gidiyor. Bir çare bul.'
Ahmet Bey'de hiçbir meraklanma işareti görünmüyor, tersine kıs kıs gülüyordu. Sesini alçaltarak:
'Korkma Hanim,' dedi, 'oğlana aşk mektuplarını yazan kız benim! Oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün gayretimize rağmen, ona doğru dürüst yazmayı bile öğretemiyorduk. Nihayet düşüne düşüne bu çareyi buldum.
Rasim'in kıza yazdığı mektuplar sayesinde yeni yazıyı mutlaka öğreneceğinden ve bu sene sınıfı geçeceğinden eminim. Doğrusunu istersen, ben de eski yazıyı bir zamanlar sana mektup yaza yaza öğrenmiştim.'
REŞAT NURİ GÜLTEKİN

Herşeye Rağmen....

Liseyi henüz bitirmiştim bu şarkı çıktığında. O yıllarda daha hayatın kazığını yememiş olmama rağmen çok benimsemiştim bu şarkıyı. Hayatımda ilk kez bir kasete acımadan para vermiştim. Mp3 daha keşfedilmemiş, Cd ise bize göre fazla lükstü o zamanlarda. Asıl yıllar sonra benim için anlamlı olacağını bilmeden kaseti çevirip çevirip bu şarkıyı dinliyordum...
 
Evet şimdi yine aynı şarkıyı dinliyorum. Teknolojinin bozduğu mertlikle, artık kaseti geri sarma derdi olmadan listemdeki tek şarkı olarak dinliyorum bu kez. Benim senin yüzüne söyleyemediklerimi 12 yıl önce ne de güzel söylemiş.
 
İsterdim ki ben bu şarkıyı yine çevirip çevirip dinleyeyim ama şarkı bana seni hatırlatmasın, sadece güzel bir şarkı olduğu için dinleyeyim...
 
Şarkımı müsadenle son kez dinleyip uyuyayım artık.
 
Bugün de bitti yine sensiz
Bense yatağımda yine çaresiz
Ah ağrır deli başım
Avucumda yorgun sessiz
Ve hep her an bıkkın ümitsiz

Biran bile düşünmedin belki de
Yarınlar haram şu yüreğime
Daha az önce dokundum son resmine
Bir parça yıkık, kırgınım işte

Anlat bana nasıl terkettin acımadan
Anlat hadi vurup gittin korkmadan
Anlamsız bir dolu söz var dilimde bağışlanmaz

Yine de ben ayaktayım
Herşeye rağmen...
 
 
UgurCan

.......................

İnsanın içine işleyen bir ayaza ev sahipliği yapan kış sabahında, aklıma geldiğinde içime yayılan sıcaklığın, dışarıdaki iki metre karı bile eritebileceğini düşünüyorsam…
Uykudan yüzümde mutlu bir gülümsemeyle kalkıp benimle birlikte uyanan güne senin adını verebiliyorsam…
Evimin bütün duvarlarında senin yüzünü görüp, bana baktığını hissediyorsam. Ve bu beni her gün hep aynı şekilde heyecanlandırıyorsa…
İçtiğim çayın şekeri, sigaramın dumanı, kahvaltımın her lokması “sen” oluyorsan…
Sokakta bana bakan her insan yüzümdeki tarifsiz sevinci görüp hayrete düşüyorsa…
Sevdiğin parçayı defalarca başa alıp bıkmadan defalarca dinleyebiliyorsam…
O şarkının her sözüne seninle ilgili ayrı bir anlam yüklüyorsam…
Yorucu bir günün sonunda ufacık bir sözünle, bir gülüşünle uzun bir tatilden dönmüş gibi enerji doluyorsam…
Gün boyu saatleri, dakikaları sayıp neden geçmiyor bunlar diye hayıflanıyorsam… ve hep seninle buluşacağımız anı bekliyorsam…
Kitap okurken kendimi alamayıp, aynı satırı defalarca tekrar ediyorsam… sonra sana bunu anlattığımda birlikte ne kadar güleceğimizi düşünüp keyifleniyorsam…
Seninle ilgili planlar yapıyorsam…
Sadece varsayımlara dayalı olsa bile o planları mükemmelleştirmek için her ayrıntının üzerinde defalarca duruyorsam…
İzlediğimiz filimdeki başrol oyuncularının yerine kendimizi koyup “ biz böyle yapardık” diyorsam…
Yüzyıllardır sevgililerin kullandıkları sözcüklerin benim duygularımı anlatmaya yetmediğini düşünüyorsam…
Aşkımın coşkusunu sana yansıttığımda senin de bana aynı coşkuyla karşılık vereceğini biliyorsam…
Kahkahanın en güzelini seninle atacağımı, yemeğin en güzelini seninle yiyeceğimi düşünüyorsam…
“hayatın en anlamlı şeyi ne?” sorduklarında tereddüt bile etmeden senin adını verebiliyorsam… …
SEN BENİM İÇİN VAZGEÇİLMEZİM OLMUŞSUNDUR...

3331582-lg

Tülay'dan

 
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
akin bahriwrote:
Doğum Günün Kutlu Olsun Kardeşim
Nice Mutlu Yıllara
July 30
akin bahriwrote:
Doğum Günün Kutlu Olsun Kardeşim
Nice Mutlu Yıllara
July 30
No namewrote:
:)
June 26
Photo 1 of 24

Windows Media Player