Uğur's profileWWW.UGURBAYSAL.COMPhotosBlogListsMore Tools Help

Uğur BAYSAL

Occupation
Location
ugurbaysal.com
ugurcanfm.xm.com

Sayaç

Hit Counter

WWW.UGURBAYSAL.COM

Anahtar

Konuşmak susmanın kokusudur.
Ya sus git, ya konuş gel, ortalarda kalma.
Yalan korkaklığın tortusudur.
Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.

Özdemir ASAF

Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine

 

Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın

 

Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur

 

Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

Bir gün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz
Ama yorgun
Ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı

 

Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi


Ümit Yaşar Oğuzcan

Papatya

Bir gün “SEVİYOR”u kopardın, Sevindim

Sonraki gün “SEVMİYOR”u kopardın, Ağladım

Son yaprağınla “SEVMİYOR”u kopardın

Yapraksız kalmış papatya gibiyim.

Artık tek başıma bir şey ifade etmiyorum

Gömün beni kopardığınız toprağa...

 

UgurCan

"ELVEDA"nın sinsi ve hain bekleyişi

Soruyorum sana;

Çok sevilmek bu kadar kötü müydü,

Gerçekten böylesine ağır mıydı?

Sana bu sevgiyi vermekte bu kadar direttiğim için beni bağışla.

Adı üzerinde sevdaydı bende ki...

Bütün güzellikleri, bütün kâinatı seni sevmesi için birine verseydin,

Yine de bu kadar çok sevilemezdin inan.

Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı

Hiç düşünmeden koparıp atardım.

Bu ıssız yerde başımı ellerimin arasına son alışım değil biliyorum...

"İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri"

Sende "ELVEDA"nın sinsi ve hain bekleyişi

En acısı da elden birşey gelmeyişi...

Aşık olmadan önce bi düşün !!!

Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin… 
Sokağa fırlayacaksın..     
Sokaklar dar gelecek
Tıpkı vücudunun 
Yüreğine dar geldiği gibi…

Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek,
Bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin…
Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…

“Önemli olan sağlık.”
“Yasamak güzel.”
“Bos ver, her şey unutulur.”

Sen hiçbirini duymayacaksın…
Gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin…
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, 
Az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin…



Hep ondan bahsetmek isteyeceksin…
“Ölüme çare bulundu” ya da “Yarın kıyamet kopacakmış” 
deseler başını kaldırıp Ne dedin?” diye sormayacaksın… 


Yalnız kalmak isteyeceksin
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…

İkisi de yetmeyecek…
Geçmişi düşüneceksin…
Neredeyse    • dakika dakika • 
Ama kötüleri atlayarak… 

Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin… 
Gittiğin yerlere gitmek…
Bu sana hiç iyi gelmeyecek
Ama bile bile yapacaksın…
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın.
Aslında kurtulmak istediğin halde, 
O acıyı yasamak için direneceksin
Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin..
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin…

Herkesi ona benzetip…
Kimseyi onun yerine koyamayacaksın

Hiçbir şey oyalamayacak seni…
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek… 

Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
Sabahı iple çekeceksin…
Bazen de “Hiç güneş doğmasa” diyeceksin
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler…

Ölmeyi isteyip ölemeyeceksin…

O yüzden;
Aşık olmadan önce iyice bi düşün !!!

Böyle Sevdim İşte....

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim.
Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime.
Bir başka yerde olamazdın zaten.
Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın.
Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni.
Herhangi bir konuk değildin artık.
Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama.
O yüreğin gerçek sahibiydin.

Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya...
Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle.
Çiçek çiçek açtın yüreğimde.
Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında.
Taze bir yaprak gibi yeşildin.
Açelya idin pembeliğinle.
Üzerine çiğ taneleri düşmüş pembe güldün.
Kırmızıydın bir ateş gibi içimi sıcacık yapan.
Ve beyazdın tüm saf ve temizliğinle...
En çok bu renkle anmayı sevdim seni.
Papatyaya tutkundum, papatyayı sensiz, seni de papatyasız düşünemedim.

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da...
Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık.
En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.
İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm.
Beni öylesine güldüren senin sevgindi
ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu,
Nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle...

Her şeye rağmen sevdim seni.
Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu sen benimleyken.
Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.
Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.
Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim.
Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm.
Ve o göle bir tek sen girebilirdin.

Sevdim ve hayrandım da...
Her halin çekti beni.
Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını,
saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim.
Sesini de sevdim suskunluğunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, yersiz korkularını sevdim.
Seni ve o doyumsuz sevdamı,
Uçarı sevdamı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

Seni severken yorulmadım.
Çünkü sen yaşam kaynağıydın.
Her gün yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm.
Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

Gittiğin an tüm bunlar kara bir toz bulutu gibi yok olacak
BÖYLE SEVDİM BEN SENİ derken bu kez boynum bükük kalacak
Yaşam kaynağım kuruyacak
İşte o zaman ÖLMEZLİĞİM bir işe yaramayacak
 
Sevdim işte yok ötesi ...

NİYE BEN? DIYEN HERKES İÇİN....

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına  katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini takti, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

    Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslebilecegi bir oyuk buldu.. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kisi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.

   'Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildigin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et.'

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler.İçlerinden biri 'Aranızda lens kaybeden var mi?' diye bağırdı.

Brenda'nın sonradan ögrendigine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavasça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmisti.

    Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:

'Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar agır. Ama istedigin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım...'

 
'BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM' demeyin..... 

 

Bugün benim doğum günüm…

Bugün benim doğum günüm
Sen yanımda yoksun..
31 yaşımın en kötü hediyesi yokluğun…
Şimdi yağmur dindi , ben ağlıyorum.
Gözlerimden usul usul sen süzülüyorsun …
Sana sevdiğimi çekinmeden söyleyebilmem, senden bana armağan olsun…
Sebebi yok… birden içimi bir sevinç sarıyor. 
Mutluyum, ağlamıyorum..
Yine sana söyleyemediklerimi buraya yazıyorum..

Ben iyiki doğmuşum da seni sevmişim..
Hep karşılıksız kalacağını bildiğim halde hergün şükrediyorum..
Seni Seviyorum Kıymetlim

GİTMEK Mİ ZOR YOKSA KALMAK MI ZOR

Uçurumdayım, uçurumun en sonundayım iste. Artik gözümü kapatıp yol almanın tam da eşiğindeyim.
Gidersem her şeyi bırakırım, kalırsam belki yeniden bir soluk olurum tüm yaşanmışlıklara. Olurmuyum acaba, ya da olmam da herkes bildiğini mi bu okur bu kahpe dünyada.
Hayat işte hep seçimlerden ibaret. Kalmak mı yoksa gitmek midir zor olan? Gidersem ne olacak, hangi şey değişecek ya da insanoğlunun nefes alışında ve hayatında her şey düzelecek mi? Peki ya kalırsam hayatım en başta her şey yoluna mı girecek, beni sevenlerin sevgisini hissedecek miyim tüm hücrelerimde. Ne kadar zor bir soru değil mi… Gitmek mi zor yoksa kalmak mı zor? Hangisini seçmeliyim, hangisini yaşamalıyım tüm benliğimde, tüm soluk alışımda.

Gitmeliyim evet gitmeliyim bu diyardan, ardımda bırakmalıyım sevdiklerimi. Ben gidersem herkes huzur dolacak buna inanıyorum. Bütün sorunlar hallolacak. Dünya farklı dönecek, güneş farklı doğup, farklı ısıtacak herkesi. Mutluluk olacak hayatlarında ben gidersem. Bütün sorunlar teker teker çözülecek benim verdiğim hayat dersiyle. Anlayacaklar sevmenin ne kadar KUTSAL olduğunu, anlayacaklar sevginin ötesinde olan tek şeyin ölüm olduğunu ve farkına varacaklar işte o an ben gidince… İlk olarak düşmanlarım sevinecek. Oh be diyecekler dünyadan biri daha gitti, zaten fazlalıktı diyecekler. Sonra tek tek sevdiklerim anlayacaklar sevmenin, değer vermenin, sevgi uğruna bir hayatın sönüşünü görecekler, soğuk bedenimin ardındaki sitemli mektubumda. Bundan sonra daha bir sevecekler etrafındakileri, daha sıkı sarılacaklar. Kaybettik, başımız sağ olsun değil, biz sevgiyi yitirdik diyecekler, nafile olmayacak ve farklı farklı nefes alacaklar her gün. Sevdiklerinin kıymetini ayrı bilecekler. Yanlarında olmanın, sevdiğini söylemenin yüceliğini anlayacaklar. Ben ders olacağım hayatta onlara, ölümüm ibret olacak onlara…

Peki ya kalırsam ne olacak, sevdiklerim benim farkındalığımı hissedecekler mi, beni sıkı sıkıya saracaklar mı yoksa kendi halime bırakıp beni, benliğime sarılıp sarmalanmamı izleyecekler… Donacak mıyım sevdiklerimin sevgisizliğiyle, her gün kahır mektupları yazıp, derinliğimde mi yaşayacağım.

Bilmiyorum ki inan bilmiyorum. Sadece yaşamalıyım ya da yaşamamalıyım bu köhne dünyamı. Herkesi olduğu gibi kabul edip yüreğime kendi kendime mi su serpmeliyim. İnsanin tek dostu kendisidir derlerdi, yoksa gerçek bu mu? İnsan kendiyle ağlar, kendiyle yaşar, sunabileceğini sunar ve sonra nefesi mi kesilirdi. Hangisi doğru? feryat ediyorum artik yarınlara. Bilmemek acıtıyor beni. Benliğimde kaybolup, sessizliğimde kendime bir soluk oluyorum her gün. Ertesi gün, gün ısımla bakıyorum insanlara tebessüm ediyorum, nafile… Gün batımıyla izliyorum gene insanları, gene nafile… Yine de seviyorum sevdiklerimi hiç medet ummadan, bekleyişler içinde yaşamadan, nefes alıyorum, alsam da soruyorum binlerce kez kendime GİTMEK Mİ ZOR YOKSA KALMAK MI ZOR

Ayrılamazsın…



Aşk biter…Bu limandaki zamanın dolmuştur.Yelkenlerini şişirip engin denizlere açılmanın vakti gelmiştir artık.Bir özgürlük çağrısı gibi gelir başkala rına bu durum.

Ama sen bilirsin ki, nice fırtına seni beklemektedir.Bu yüzden o limanı terk etme istemezsin İçin hep hüzün doludur.Bir yanın bittiğini kabul etse de diğer yanın “Belki yapılacak bir şey daha vardır” der.Durusun, kıpırdayamazsın.Bir tek adımı atmak bile istemezsin.Öylece durup gözlerinin içine bakarsın.Sana yeniden ‘Gel’ demesini beklersin.”Ben de senden ayrılamam” demesini beklersin.Ama o söz hiç çıkmaz ağzından, duyamazsın…

Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın.Ağzından “Evet, bence de bitmeliydi bu aşk” sözcükleri çıkar ama buna sen bile inanmazsın.Gururun oyun oynamaya başlar sana.Önce “Belki biraz zaman vermeliyiz birbirimize” diyerek gururunu ucundan köşesinden yemeye başlarsın.Öyle bir an gelir ki, ”Ne olur ayrılmayalım” demeye karar vardırırsın.Bu sözleri nasıl söylediğine inanamazsın Alışmışsındır.Onun sıcaklığını hiç kimsede bulamayacağını bilirsin.Kimse onun gibi gülemez, kimse onun gibi dokunamaz.Kimseyi onun kadar sevmeyeceğini düşünmeye başlarsın.Bunlar içini sıkar.Nefes alamaz hala gelirsin.Ne uykular uykudur artık ne geceler gece…Birkaç dakika huzurlu uykuya hasretsindir artık Uyuyamazsın… Ondan gelecek bir tek haberi umutsuzca beklersin.Telefonun yanında kaç gece sabahladığını hatırlayamazsın.Yoktur, bir tek haber bile yoktur.Beklemek ölüm gibi gelir insana.Aslında ölüm fikri de pek garip değildir artık.

Öylesine umutsuz kalırsın ki ölümü tek çare olarak görmeye başlarsın.Ölümle ilgili planlar yaparken bile onun tekrar geri dönme olasılığını hiç çıkarmazsın aklında.Bu yüzden ölemezsin… Hayat devam ediyordur ama bir şey hep yarım, hep eksiktir.Yüreğin asla eskisi gibi atmayacaktır.Başka aşklar seni kandırmayacaktır.Kimle beraber olursan ol onu her zaman hatırlayacaksındır.Yıllar sonra bile olsa bir gün sana ‘gel’ dese nerede ve kiminle olduğuna bakmadan ona koşacaksındır.Kahredici bir gerçektir bu.Bu gerçeği bilmek çok daha acı vericidir.Katlanırsın çünkü acı senin kardeşindir.O kim bilir kimle, hangi mutlu hayatın içinde yeni aşkların tadını çıkarmaktadır.Bunu da bilirsin.Bilirsin ama…Ayrılamazsın…

BİR AŞK: PARANOYAK…

 

 

Yavaş yavaş sensizliğe gömülürken

Ben bende değilim artık

Tut beni düşüyorum; ölüyorum yaşarken; neden?

Çok iğrenç; vahşet bu; bu köpek küçük çocuğa doğru koşuyor.

Sen bu kadar çaresiz olamazsın

Yada ben bu kadar acımasız….

Beni düşmekten mi kurtaracaksın sallanıyor olduğum  uçurumdan

YOKSA

Üzerine vahşi köpeği saldığım küçük çocuğu mu parçalanmaktan…..?

Peki belime sakladığım silah ne demek oluyor;

Acaba planlayabildiğim kadar zeki miyim?

Yüzümdeki kurnaz gülümseme; yanaklarımdan süzülen göz yaşına hiç yakışmıyor diye düşünüyorum bir an. Ve sanırım gömleğimin sol tarafı da biraz kırışık.

Zavallı  küçük çocuk ne kadarda masum oynuyor…Çok şirin; mutluluk bu!

Acaba bu mutluluğu ölüme terk edebilecek kadar seviyor musun beni…

Tek dileğim bunu öğrenmekti bu caniliği yaparken.

İyilik mi; aşkımız mı?

Ve sen saniyelerle ölçülen kısacık zaman dilimi içerisinde;

İyiliği seçtin ve köpeğin ipinden yakalayıp beni kopmak üzere olan fidanla baş başa bırakıverdin.

Bu paranoyak sınavda başarılı olmuştun;

Keza köpeğin tasmasını da, kendimi de başka iplerle uçurumun kıyısında yaşayan yaşlı kayına bağlamıştım.

Artık seni daha çok seviyorum! Ya sen?

İnan bana; cevabın –sen bir manyaksın!- Olmasaydı o küçük çocuğu  köpeği ve seni vurmazdım!

Bıçak Sırtı

hiçbir şeyim yok senden başka
yani ölesiye zenginim.

teslim olalım gel bu aşka
belli ki ben senin kaderinim

seni yaralar kendim kanarım
ah ben buna yanarım
yan yana bile senden ayrıyım
aşk bu degil sanırım.


bıçağın sırtında olsak da
aşkın en deli yerindeyiz

SEN BANA YAR OLMADIKTAN SONRA, BEN ELLERİ NEYLEYİM..

BÜTÜN ANILAR GÖZLERİMDE,
EZBERLEDİM SEN GİTTİN GİDELİ,
BU İZDİRAP AH HALİM HARAP,
SEN BU HALE KOYDUN BENİ..
AH GÖNLÜM KIRIK AYNA,
BAŞIM ALIP NEREYE GİDEYİM,
SEN BANA YAR OLMADIKTAN SONRA,
BEN ELLERİ NEYLEYİM..

HİÇ Mİ KORKUN YOKTU ALLAH'TAN,
YALNIZ KOYUP DÖNDÜN GERİ,
İNSAF ETSENDE GEÇTİ ARTIK,
O SİYAH-BEYAZ FİLM BİTTİ..
AH GÖNLÜM KIRIK AYNA,
BAŞIM ALIP NEREYE GİDEYİM,
SEN BANA YAR OLMADIKTAN SONRA,
BEN ELLERİ NEYLEYİM..

HELAL VE HARAM.. (çok güzel bir hikaye)

Gencin birisi Kabe’de hep;

- “Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim,” diye dua eder.

Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:

- “Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?,” der.

O da anlatır:

Yedi sekiz sene önce yine Kabe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. içimden bir ses:

- “Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın” diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi

- “şöyle bir torba bulan var mı?” diye bağırıyordu. çağırdım onu.

- “Nasıl bir torbaydı? içinde ne vardı?” diye sordum. Torbayı tarif etti ve “içinde bin altın vardı” dedi.

- “Torban burada.” diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,

- “Bu köle için ne istiyorsunuz?” dedim. “Otuz altın dediler”. Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki,

- “Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma.” dedi. O kişiler yanıma geldi.

- “Bu esiri bize satar mısın?” dediler. “Satarım.” dedim. “Altmış altın verelim.” dediler. Ben de “Olmaz.” dedim.

- “Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz” dediler.

- “öyleyse gidin pazardan alın.” dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,

- “çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim.” dediler.

- Ben de “Olur.” dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, “Bu nedir?” dedim.

- “içinde 970 altın var. Babam Kabe’de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. çeyizine koyarsın dedi” diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim’e hamd ederim.

ETME

ETME

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme. 
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme. 

Ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için 
Bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, etme. 

Ey, makamı var ve yokun üstünde olan kişi 
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme. 

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan 
Sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme. 

Şekerliğinin içinde zehir olsa dokunmaz bize 
Sen zehri o şeker, şekeri zehrediyorsun, etme. 

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı 
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme. 

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer 
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme. 

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil 
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

MEVLANA

“Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!”

‘Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.

Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun ona “Anneciğim, annler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü, “-ya gelmezse, ya izin alamadıysa.” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti. 

Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı.. Telaşlı halini gören eşi, sorup durmuştu;” Bu telaşın niye?” diye ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın; “-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünmüştü. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.

Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; “-Gelemiyorsan, bir telefon et bari, ‘anneciğim’ de..” İçinde sıkıntı artmaya başlamıştı; “-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile.Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh.. yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceksem…” 

Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu. “-Gelmeyecek, telefon bari etse..” diye düşündü istemeye istemeye. “-Sesini bari duymuş olurum”. Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı., ekranına baktı, arayan oğluydu.

Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı.
 
Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?
Açtı telefonu ; -Alo..

-Alo, nasılsın anneciğim?

-Sağol yavrum, sen nasılsın?

-İyiyim anneciğim.

-Ne yapıyorsun, işler nasıl?

-Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.

-Öyle mi yavrucuğum.

Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu, ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;

-İzin aldın mı yavrum?

-Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.

-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?

-Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.

-Sen sen.. bunun için izin almadın mı?

-Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.

Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı . -Öyle mi, nasıl biriymiş bu?

-Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.

-Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur. 

-Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?

-Dışardaydı yavrum. Hah.. kapı çalıyor, sanırım baban geldi.

-Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.

-Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.

Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.

Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun “-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi.
Oğlu; “-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
 
Ahmet Ünal ÇAM
 
Eminim şimdi bu yazıyı okuyan , bir sürü kişinin yüzünde , ic burukluguyla baslayan tatlı bir tebessüm vardır.
Bizde bu yıl bize yakısanı yapalım ; parayla pulla asla degismeyen evlat sevgisini , annemize en güzel haliyle sunalım ...
cunku onları en cok mutlu edecek olan ; bizim vefamız ..
 
Tüm annelerin anneler gününü kutlarım ...

Kendine iyi bak' derler, kurşunu kafana sıkıp giderler


“Kendine iyi bak” bir “veda” değil “elveda” cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde…
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.“
“Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.”
“Kendine iyi bak. Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.”
“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, de tükeninceye kadar…Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak “ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.
“Kendine iyi bak” derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. “Kendine iyi bak” derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.
Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, “kendine iyi bak” derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye
unutulmayan nağmeler.
Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. “Bitti” diyemedikleri için, “kendine iyi bak” derler. “Kırıldım ve affedemiyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. “Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım” diyemedikleri için kendine iyi bak derler. “Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum” diyemedikleri için “kendine iyi bak” derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
“Kendine iyi bak” bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. “Kendine iyi bak” deme bana. Nokta koyma.
Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak herşeyi baştan. Nafile… Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani  eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? Sahiden…, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?…
Peki o zaman… Senin istediğin gibi olsun… Öyleyse…Sen de “Kendine İyi Bak.”
“Kendine Iyi Bak” derler, kurşunu kafana sıkıp giderler.

 
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
akin bahriwrote:
Doğum Günün Kutlu Olsun Kardeşim
Nice Mutlu Yıllara
July 30
No namewrote:
:)
June 26
Photo 1 of 24

Windows Media Player