Uğur's profileWWW.UGURBAYSAL.COMPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Bugün benim doğum günüm…Bugün benim doğum günüm…
Sen yanımda yoksun.. 31 yaşımın en kötü hediyesi yokluğun… Şimdi yağmur dindi , ben ağlıyorum. Gözlerimden usul usul sen süzülüyorsun … Sana sevdiğimi çekinmeden söyleyebilmem, senden bana armağan olsun… Sebebi yok… birden içimi bir sevinç sarıyor. Mutluyum, ağlamıyorum.. Yine sana söyleyemediklerimi buraya yazıyorum.. Ben iyiki doğmuşum da seni sevmişim.. Hep karşılıksız kalacağını bildiğim halde hergün şükrediyorum.. Seni Seviyorum Kıymetlim… GİTMEK Mİ ZOR YOKSA KALMAK MI ZORUçurumdayım, uçurumun en sonundayım iste. Artik gözümü kapatıp yol almanın tam da eşiğindeyim. Gitmeliyim evet gitmeliyim bu diyardan, ardımda bırakmalıyım sevdiklerimi. Ben gidersem herkes huzur dolacak buna inanıyorum. Bütün sorunlar hallolacak. Dünya farklı dönecek, güneş farklı doğup, farklı ısıtacak herkesi. Mutluluk olacak hayatlarında ben gidersem. Bütün sorunlar teker teker çözülecek benim verdiğim hayat dersiyle. Anlayacaklar sevmenin ne kadar KUTSAL olduğunu, anlayacaklar sevginin ötesinde olan tek şeyin ölüm olduğunu ve farkına varacaklar işte o an ben gidince… İlk olarak düşmanlarım sevinecek. Oh be diyecekler dünyadan biri daha gitti, zaten fazlalıktı diyecekler. Sonra tek tek sevdiklerim anlayacaklar sevmenin, değer vermenin, sevgi uğruna bir hayatın sönüşünü görecekler, soğuk bedenimin ardındaki sitemli mektubumda. Bundan sonra daha bir sevecekler etrafındakileri, daha sıkı sarılacaklar. Kaybettik, başımız sağ olsun değil, biz sevgiyi yitirdik diyecekler, nafile olmayacak ve farklı farklı nefes alacaklar her gün. Sevdiklerinin kıymetini ayrı bilecekler. Yanlarında olmanın, sevdiğini söylemenin yüceliğini anlayacaklar. Ben ders olacağım hayatta onlara, ölümüm ibret olacak onlara… Peki ya kalırsam ne olacak, sevdiklerim benim farkındalığımı hissedecekler mi, beni sıkı sıkıya saracaklar mı yoksa kendi halime bırakıp beni, benliğime sarılıp sarmalanmamı izleyecekler… Donacak mıyım sevdiklerimin sevgisizliğiyle, her gün kahır mektupları yazıp, derinliğimde mi yaşayacağım. Bilmiyorum ki inan bilmiyorum. Sadece yaşamalıyım ya da yaşamamalıyım bu köhne dünyamı. Herkesi olduğu gibi kabul edip yüreğime kendi kendime mi su serpmeliyim. İnsanin tek dostu kendisidir derlerdi, yoksa gerçek bu mu? İnsan kendiyle ağlar, kendiyle yaşar, sunabileceğini sunar ve sonra nefesi mi kesilirdi. Hangisi doğru? feryat ediyorum artik yarınlara. Bilmemek acıtıyor beni. Benliğimde kaybolup, sessizliğimde kendime bir soluk oluyorum her gün. Ertesi gün, gün ısımla bakıyorum insanlara tebessüm ediyorum, nafile… Gün batımıyla izliyorum gene insanları, gene nafile… Yine de seviyorum sevdiklerimi hiç medet ummadan, bekleyişler içinde yaşamadan, nefes alıyorum, alsam da soruyorum binlerce kez kendime GİTMEK Mİ ZOR YOKSA KALMAK MI ZOR Ayrılamazsın…![]() Aşk biter…Bu limandaki zamanın dolmuştur.Yelkenlerini şişirip engin denizlere açılmanın vakti gelmiştir artık.Bir özgürlük çağrısı gibi gelir başkala rına bu durum. Ama sen bilirsin ki, nice fırtına seni beklemektedir.Bu yüzden o limanı terk etme istemezsin İçin hep hüzün doludur.Bir yanın bittiğini kabul etse de diğer yanın “Belki yapılacak bir şey daha vardır” der.Durusun, kıpırdayamazsın.Bir tek adımı atmak bile istemezsin.Öylece durup gözlerinin içine bakarsın.Sana yeniden ‘Gel’ demesini beklersin.”Ben de senden ayrılamam” demesini beklersin.Ama o söz hiç çıkmaz ağzından, duyamazsın… Gururlusundur, istenmediğin yerde durmazsın.Ağzından “Evet, bence de bitmeliydi bu aşk” sözcükleri çıkar ama buna sen bile inanmazsın.Gururun oyun oynamaya başlar sana.Önce “Belki biraz zaman vermeliyiz birbirimize” diyerek gururunu ucundan köşesinden yemeye başlarsın.Öyle bir an gelir ki, ”Ne olur ayrılmayalım” demeye karar vardırırsın.Bu sözleri nasıl söylediğine inanamazsın Alışmışsındır.Onun sıcaklığını hiç kimsede bulamayacağını bilirsin.Kimse onun gibi gülemez, kimse onun gibi dokunamaz.Kimseyi onun kadar sevmeyeceğini düşünmeye başlarsın.Bunlar içini sıkar.Nefes alamaz hala gelirsin.Ne uykular uykudur artık ne geceler gece…Birkaç dakika huzurlu uykuya hasretsindir artık Uyuyamazsın… Ondan gelecek bir tek haberi umutsuzca beklersin.Telefonun yanında kaç gece sabahladığını hatırlayamazsın.Yoktur, bir tek haber bile yoktur.Beklemek ölüm gibi gelir insana.Aslında ölüm fikri de pek garip değildir artık. Öylesine umutsuz kalırsın ki ölümü tek çare olarak görmeye başlarsın.Ölümle ilgili planlar yaparken bile onun tekrar geri dönme olasılığını hiç çıkarmazsın aklında.Bu yüzden ölemezsin… Hayat devam ediyordur ama bir şey hep yarım, hep eksiktir.Yüreğin asla eskisi gibi atmayacaktır.Başka aşklar seni kandırmayacaktır.Kimle beraber olursan ol onu her zaman hatırlayacaksındır.Yıllar sonra bile olsa bir gün sana ‘gel’ dese nerede ve kiminle olduğuna bakmadan ona koşacaksındır.Kahredici bir gerçektir bu.Bu gerçeği bilmek çok daha acı vericidir.Katlanırsın çünkü acı senin kardeşindir.O kim bilir kimle, hangi mutlu hayatın içinde yeni aşkların tadını çıkarmaktadır.Bunu da bilirsin.Bilirsin ama…Ayrılamazsın…
BİR AŞK: PARANOYAK…
Yavaş yavaş sensizliğe gömülürken Ben bende değilim artık Tut beni düşüyorum; ölüyorum yaşarken; neden? Çok iğrenç; vahşet bu; bu köpek küçük çocuğa doğru koşuyor. Sen bu kadar çaresiz olamazsın Yada ben bu kadar acımasız…. Beni düşmekten mi kurtaracaksın sallanıyor olduğum uçurumdan YOKSA Üzerine vahşi köpeği saldığım küçük çocuğu mu parçalanmaktan…..? Peki belime sakladığım silah ne demek oluyor; Acaba planlayabildiğim kadar zeki miyim? Yüzümdeki kurnaz gülümseme; yanaklarımdan süzülen göz yaşına hiç yakışmıyor diye düşünüyorum bir an. Ve sanırım gömleğimin sol tarafı da biraz kırışık. Zavallı küçük çocuk ne kadarda masum oynuyor…Çok şirin; mutluluk bu! Acaba bu mutluluğu ölüme terk edebilecek kadar seviyor musun beni… Tek dileğim bunu öğrenmekti bu caniliği yaparken. İyilik mi; aşkımız mı? Ve sen saniyelerle ölçülen kısacık zaman dilimi içerisinde; İyiliği seçtin ve köpeğin ipinden yakalayıp beni kopmak üzere olan fidanla baş başa bırakıverdin. Bu paranoyak sınavda başarılı olmuştun; Keza köpeğin tasmasını da, kendimi de başka iplerle uçurumun kıyısında yaşayan yaşlı kayına bağlamıştım. Artık seni daha çok seviyorum! Ya sen? İnan bana; cevabın –sen bir manyaksın!- Olmasaydı o küçük çocuğu köpeği ve seni vurmazdım! SEN BANA YAR OLMADIKTAN SONRA, BEN ELLERİ NEYLEYİM..BÜTÜN ANILAR GÖZLERİMDE,
EZBERLEDİM SEN GİTTİN GİDELİ, BU İZDİRAP AH HALİM HARAP, SEN BU HALE KOYDUN BENİ.. AH GÖNLÜM KIRIK AYNA, BAŞIM ALIP NEREYE GİDEYİM, SEN BANA YAR OLMADIKTAN SONRA, BEN ELLERİ NEYLEYİM.. HİÇ Mİ KORKUN YOKTU ALLAH'TAN, YALNIZ KOYUP DÖNDÜN GERİ, İNSAF ETSENDE GEÇTİ ARTIK, O SİYAH-BEYAZ FİLM BİTTİ.. AH GÖNLÜM KIRIK AYNA, BAŞIM ALIP NEREYE GİDEYİM, SEN BANA YAR OLMADIKTAN SONRA, BEN ELLERİ NEYLEYİM.. HELAL VE HARAM.. (çok güzel bir hikaye)Gencin birisi Kabe’de hep;- “Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim,” diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi: - “Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?,” der. O da anlatır: Yedi sekiz sene önce yine Kabe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. içimden bir ses: - “Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın” diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi - “şöyle bir torba bulan var mı?” diye bağırıyordu. çağırdım onu. - “Nasıl bir torbaydı? içinde ne vardı?” diye sordum. Torbayı tarif etti ve “içinde bin altın vardı” dedi. - “Torban burada.” diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim, - “Bu köle için ne istiyorsunuz?” dedim. “Otuz altın dediler”. Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki, - “Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma.” dedi. O kişiler yanıma geldi. - “Bu esiri bize satar mısın?” dediler. “Satarım.” dedim. “Altmış altın verelim.” dediler. Ben de “Olmaz.” dedim. - “Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz” dediler. - “öyleyse gidin pazardan alın.” dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım, - “çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim.” dediler. - Ben de “Olur.” dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, “Bu nedir?” dedim. - “içinde 970 altın var. Babam Kabe’de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. çeyizine koyarsın dedi” diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim’e hamd ederim. |
|
|