Uğur's profileWWW.UGURBAYSAL.COMPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Anahtar

    Konuşmak susmanın kokusudur.
    Ya sus git, ya konuş gel, ortalarda kalma.
    Yalan korkaklığın tortusudur.
    Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.

    Özdemir ASAF

    Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

    Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

    Uykuların kaçar geceleri
    Bir türlü sabah olmayı bilmez
    Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
    Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
    Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
    Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
    Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
    Onun unutamadığın hayali
    Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine

     

    Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

    Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu
    Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
    Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
    Vurursun başını soğuk taş duvarlara
    Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
    Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın

     

    Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

    Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
    Niçin yaratıldığını
    Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
    Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
    Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
    Dolar gözlerin için burkulur

     

    Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

    Bir gün anlarsın sevilen dudakların
    Sevilen gözlerin erişilmezliğini
    O hiç beklenmeyen saat geldi mi
    Düşer saçların önüne ama bembeyaz
    Uzanır gökyüzüne ellerin
    Ama çaresiz
    Ama yorgun
    Ama bitkin
    Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
    Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı

     

    Sevmek Neymiş Bir Gün Anlarsın

    Bir gün anlarsın hayal kurmayı
    Beklemeyi
    Ümit etmeyi
    Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
    Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi


    Ümit Yaşar Oğuzcan

    Papatya

    Bir gün “SEVİYOR”u kopardın, Sevindim

    Sonraki gün “SEVMİYOR”u kopardın, Ağladım

    Son yaprağınla “SEVMİYOR”u kopardın

    Yapraksız kalmış papatya gibiyim.

    Artık tek başıma bir şey ifade etmiyorum

    Gömün beni kopardığınız toprağa...

     

    UgurCan

    "ELVEDA"nın sinsi ve hain bekleyişi

    Soruyorum sana;

    Çok sevilmek bu kadar kötü müydü,

    Gerçekten böylesine ağır mıydı?

    Sana bu sevgiyi vermekte bu kadar direttiğim için beni bağışla.

    Adı üzerinde sevdaydı bende ki...

    Bütün güzellikleri, bütün kâinatı seni sevmesi için birine verseydin,

    Yine de bu kadar çok sevilemezdin inan.

    Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı

    Hiç düşünmeden koparıp atardım.

    Bu ıssız yerde başımı ellerimin arasına son alışım değil biliyorum...

    "İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri"

    Sende "ELVEDA"nın sinsi ve hain bekleyişi

    En acısı da elden birşey gelmeyişi...

    Aşık olmadan önce bi düşün !!!

    Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin… 
    Sokağa fırlayacaksın..     
    Sokaklar dar gelecek
    Tıpkı vücudunun 
    Yüreğine dar geldiği gibi…

    Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü…
    Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek,
    Bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin…
    Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan…

    “Önemli olan sağlık.”
    “Yasamak güzel.”
    “Bos ver, her şey unutulur.”

    Sen hiçbirini duymayacaksın…
    Gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin…
    Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, 
    Az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin…



    Hep ondan bahsetmek isteyeceksin…
    “Ölüme çare bulundu” ya da “Yarın kıyamet kopacakmış” 
    deseler başını kaldırıp Ne dedin?” diye sormayacaksın… 


    Yalnız kalmak isteyeceksin
    Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak…

    İkisi de yetmeyecek…
    Geçmişi düşüneceksin…
    Neredeyse    • dakika dakika • 
    Ama kötüleri atlayarak… 

    Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin… 
    Gittiğin yerlere gitmek…
    Bu sana hiç iyi gelmeyecek
    Ama bile bile yapacaksın…
    Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın.
    Aslında kurtulmak istediğin halde, 
    O acıyı yasamak için direneceksin
    Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin..
    Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin…

    Herkesi ona benzetip…
    Kimseyi onun yerine koyamayacaksın

    Hiçbir şey oyalamayacak seni…
    Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek… 

    Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin
    Uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
    Sabahı iple çekeceksin…
    Bazen de “Hiç güneş doğmasa” diyeceksin
    Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler…

    Ölmeyi isteyip ölemeyeceksin…

    O yüzden;
    Aşık olmadan önce iyice bi düşün !!!

    Böyle Sevdim İşte....

    Ben seni kocaman bir yürekle sevdim.
    Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören.
    Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime.
    Bir başka yerde olamazdın zaten.
    Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın.
    Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni.
    Herhangi bir konuk değildin artık.
    Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama.
    O yüreğin gerçek sahibiydin.

    Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya...
    Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle.
    Çiçek çiçek açtın yüreğimde.
    Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında.
    Taze bir yaprak gibi yeşildin.
    Açelya idin pembeliğinle.
    Üzerine çiğ taneleri düşmüş pembe güldün.
    Kırmızıydın bir ateş gibi içimi sıcacık yapan.
    Ve beyazdın tüm saf ve temizliğinle...
    En çok bu renkle anmayı sevdim seni.
    Papatyaya tutkundum, papatyayı sensiz, seni de papatyasız düşünemedim.

    Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da...
    Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık.
    En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.
    İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm.
    Beni öylesine güldüren senin sevgindi
    ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu,
    Nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle...

    Her şeye rağmen sevdim seni.
    Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu sen benimleyken.
    Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.
    Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
    Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.
    Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim.
    Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm.
    Ve o göle bir tek sen girebilirdin.

    Sevdim ve hayrandım da...
    Her halin çekti beni.
    Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını,
    saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim.
    Sesini de sevdim suskunluğunu da.
    Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, yersiz korkularını sevdim.
    Seni ve o doyumsuz sevdamı,
    Uçarı sevdamı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman.
    Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

    Seni severken yorulmadım.
    Çünkü sen yaşam kaynağıydın.
    Her gün yenilendim.
    Seninle çoğaldım, büyüdüm.
    Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
    Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

    Gittiğin an tüm bunlar kara bir toz bulutu gibi yok olacak
    BÖYLE SEVDİM BEN SENİ derken bu kez boynum bükük kalacak
    Yaşam kaynağım kuruyacak
    İşte o zaman ÖLMEZLİĞİM bir işe yaramayacak
     
    Sevdim işte yok ötesi ...

    NİYE BEN? DIYEN HERKES İÇİN....

    Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına  katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini takti, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

        Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslebilecegi bir oyuk buldu.. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kisi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı.

       'Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildigin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et.'

    Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler.İçlerinden biri 'Aranızda lens kaybeden var mi?' diye bağırdı.

    Brenda'nın sonradan ögrendigine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavasça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmisti.

        Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:

    'Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar agır. Ama istedigin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım...'

     
    'BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM' demeyin.....